Dünya'ya gelene kadar gezip gördüğüm alemler bir başkaydı. Ancak dünya bambaşkaymış... İki yaşına kadar gördüğüm güzellikleri ben anlattım, bundan sonrakileri annem dile getiriyor..
Gülsima'nın diliyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gülsima'nın diliyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Şubat 2012 Çarşamba
Babamız Çizdi, Kızımız Süsledi:)
Gülsima bu sıralar resim yapmaya pek bir hevesli. Sürekli eline kağıt-kalem alıp resim çizip babasıyla bana hediye ediyor. Geçen gün de babası aldı eline kağıt kalemi. Ve benim en sevdiğim etrafı kapalı iki katlı bir ev resmi çizdi ve boyadı. Gülsima da yanına başka resimler çizdi, kendi tabiriyle süsledi. Bu aralar en çok çizdiği resim gül, lale, papatya, güneş ve su. Açıklaması da şöyle: "Bitkilerin büyüyüp gelişmesi için güneşe ve suya ihtiyaçları vardır."
Babamızın buna benzer çizdiği ev resimleri de diğer bloğumda yayınladığım Çitli Ev Hayali isimli yazıda. Bu tip çizilmiş evler çok hoşuma gidiyor:)
1 Şubat 2012 Çarşamba
Neden Kimse Brokoli Yemiyor?
Hatice Kübra Tongar'ın yazdığı "Masal İstediğin Gibi Bitsin" setinin tanıtımını burada yapmıştım. Gülsima en sevdiklerini defalarca okutmuştu bana. Ve bir gün anneannesinde "Neden Kimse Brokoli Yemiyor?" isimli masalı başladı anlatmaya, hatta okumaya da diyebilirim:) Bu yaştaki çocukların zihinlerinin ne kadar temiz olduğunu ve faydalı bilgilerle doldurmanın ehemmiyetini daha iyi anlamış oldum.
Sevgili yazarımız bu duruma şahit olsa çok sevinir sanırım. Kendi kaleminden çıkan cümleleri 3,5 yaşındaki bir çocuğun ağzından duymak mutluluk verici birşey olsa gerek:)
Öğrenmesi açısından birkaç tane de Nasreddin Hoca fıkrası okuduk ve anlattık. Onları da öğrendi yavrucum. Anlatmak hoşuna gidiyor. Tabiiki bizim de dinlemek hoşumuza gidiyor:)
Kısa bir dipnot daha ilave edeyim ki bu masalı çok sevmesine rağmen brokolinin tadına bile bakmadı:)
Sevgili yazarımız bu duruma şahit olsa çok sevinir sanırım. Kendi kaleminden çıkan cümleleri 3,5 yaşındaki bir çocuğun ağzından duymak mutluluk verici birşey olsa gerek:)
Öğrenmesi açısından birkaç tane de Nasreddin Hoca fıkrası okuduk ve anlattık. Onları da öğrendi yavrucum. Anlatmak hoşuna gidiyor. Tabiiki bizim de dinlemek hoşumuza gidiyor:)
Kısa bir dipnot daha ilave edeyim ki bu masalı çok sevmesine rağmen brokolinin tadına bile bakmadı:)
10 Ocak 2012 Salı
Gülsima'nın rüyası
Gülsima ilk defa bir rüyasını anlattı bana. Dün akşam işten babannesine gittiğimde heyecanla beni karşıladı ve rüyasını anlatmaya başladı. "Anne seninle BİM'e gidiyormuşuz. Karşıdan karşıya geçerken sen cüzdanını düşürmüştün. Sonra bakıyorsun cüzdanın yok. Ben cüzdanını bulup sana veriyorum. O sırada yanımızda bir bebek arabasında erkek çocuk var. Erkek çocuk bebek arabasına binmiş:) Kendi sürüyor arabayı. O çocukla beraber veriyoruz cüzdanı sana"
İşte böyle bir rüyaydı. İlk defa anlattığı bu rüyayı bloğunda saklamak istedim. Hayırlara çıksın inşallah:)
İşte böyle bir rüyaydı. İlk defa anlattığı bu rüyayı bloğunda saklamak istedim. Hayırlara çıksın inşallah:)
24 Kasım 2011 Perşembe
Kolay Poğaça
Dün akşam gelen misafirlerimize bir önceki akşam patatesli börek yapmıştık Gülsimamla. İçlerine patates koymamamı boş olmasını istedi Gülsima. ben de sadece bir tanesini boş bıraktım. Onu da dün akşam yedi. Belki yer diye düşündüm ama bu akşam da boş börek istedi yavrucum. Tabii boş böreğimiz de yoktu. “Poğaça yapalım anne” dedi. biraz ısrar edince benim kolay poğaça tarifinden çabucak yaptık bir poğaçaJ
Tadı güzel oluyor. İçine peynir konursa daha güzel oluyor ama Gülsimacım boş istediği için boş yaptıkJ Yuvarlama ve yumurtasını sürmede yardımcı oldu kuzucum.
Yarım margarin
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı yoğurt
1 yumurta + 1 yumurta akı (sarısı üzerine sürülmek için ayırılıyor)
Un
Kabartma tozu
Tuz
Hamur yapıp yuvarlıyorsunuz. Yağlanmış tepsiye dizip üzerine yumurta sürüyor ve fırına veriyorsunuz. Çarçabuk pişiyor. O sebeple ismi de kolay poğaça zatenJ
Afiyet olsunJ
Etiketler:
3-6 yaş,
Gülsima'nın diliyle,
marifetler,
yemek
2 Kasım 2011 Çarşamba
Avuç içinde zürafa
Yavru kuşum burada sormuştu ya "Neden ellerimiz yaratılmış anne?" diye. İşte böyle güzel şekiller çizebilmek için diye bir cevap da verebiliriz:)
Ben resmi çizerken "Anne bu elimi hiç yıkamayacağım" dedi yavrucum. O kadar el yıkamayı seven biri olarak bakalım yarına kadar kalacak mı merak ediyorum:)
26 Ekim 2011 Çarşamba
Neden ellerimiz yaratılmış anne?
Gülsima’nın dün gece sorduğu sorulardan biri de buydu. "Neden ellerimiz yaratılmış anne?"
Ben de “kızım ellerimiz olmasa ne yapamazdık düşün bakalım” dedim. Düşündü düşündü. Su dolduramazdık, süs yapamazdık, bardağı tutamazdık gibi şeyler söyledi. İşte bunları yapabilmemiz için ellerimizin yaratıldığını söyledim. Sanırım tatmin olduJ
Önceden de “Anne dudaklarımız olmasaydı ne olurdu? diye sormuştu. Yavrumun bu merakı ve öğrenme isteği hep devam eder inşallah.
14 Ekim 2011 Cuma
Hayata Dair..
Doğan Cüceloğlu, sitesinde bir seminerinde yaşadığı olayı anlatmış. 12 yaşındaki bir çocuğun 20 sene sonraki hayallerini okurken hayret ettim doğrusu. Nasıl bu denli net bir hayat planlamış yavrucuk. Ama sonuç hüsranla bitiyor maalesef:(
Ben de Gülsima’ya 20 sene sonra ne durumda olacağına dair birkaç soru sordum.
Ben de Gülsima’ya 20 sene sonra ne durumda olacağına dair birkaç soru sordum.
Kızım sen şimdi kaç yaşındasın? 3,5
20 sene sonra 23,5 yaşında olacaksın. Ne olacaksın peki büyüyünce?
Astronot doktor olacağım. (Anlaşılan 2,5 yaşındayken burada söylediği fikrinden vazgeçmemiş)
Ne yapacaksın astronot doktor olunca?
Astronotları muayene edeceğim. Uzaya gideceğim. Hangi gezegene biliyor musun? Mars’a
Şaşırdım doğrusu
Peki kızım büyüyünce nerede oturacaksın?
Sizin evde (Doyamadık ki birbirimize, ne yapsın yavrucak)
İlerleyen saatlerde hoşuma giden bir cümlesi oldu. onu da paylaşayım:
Babası diğer odadayken babasına sesleniyor: “Baba çabuk çık, yeni bir şaka peşindeyim”
Yavru kuşum seni çok seviyorum..
Yukarıdaki soruları daha sonra Selma ablayla sorduk Gülsima'ya. Sohbetimiz epey koyulaştı. İşte sohbetimizden alıntılar:
Kuzucum yine astronot doktor olma fikrinden vazgeçmedi. Evinin uzayda olacağını da yeniledi. Doktor olduğundan dolayı bir hastanesi olacağından, hastanesinin adının da gül Hastanesi olacağından bahsetti.
Dünyada da bahçeli bir evinin olacağını söyledi. Bahçesinde olmasını istediği ilk hayvan eşşek ve at:)
Evinin içindeki odalardan bahsetti.Oturma odası, salon, yatak odası ve çocuk odası. Kendi çalışma odasında da kitaplar olacakmış. Duvarlarda tablolar, tablolarda camii resimleri, bebek resimleri olacakmış.
Evine misafirleri geldiğinde ikram edeceği yemekler kuru fasülye ve kalburabastı tatlısı:)
Koltuklarının renginin krem rengi, duvarlarının boyasının da mavi olmasını istiyormuş:)
Çok güzel bir sohbetti:)
Yukarıdaki soruları daha sonra Selma ablayla sorduk Gülsima'ya. Sohbetimiz epey koyulaştı. İşte sohbetimizden alıntılar:
Kuzucum yine astronot doktor olma fikrinden vazgeçmedi. Evinin uzayda olacağını da yeniledi. Doktor olduğundan dolayı bir hastanesi olacağından, hastanesinin adının da gül Hastanesi olacağından bahsetti.
Dünyada da bahçeli bir evinin olacağını söyledi. Bahçesinde olmasını istediği ilk hayvan eşşek ve at:)
Evinin içindeki odalardan bahsetti.Oturma odası, salon, yatak odası ve çocuk odası. Kendi çalışma odasında da kitaplar olacakmış. Duvarlarda tablolar, tablolarda camii resimleri, bebek resimleri olacakmış.
Evine misafirleri geldiğinde ikram edeceği yemekler kuru fasülye ve kalburabastı tatlısı:)
Koltuklarının renginin krem rengi, duvarlarının boyasının da mavi olmasını istiyormuş:)
Çok güzel bir sohbetti:)
14 Eylül 2011 Çarşamba
Gülsima Memleketi Erzurum'da
Yukarıdaki yer Erzurum'da bir yayla evi. Ama bu evin bir özelliği var ki bizim açımızdan önemli. Babamızın doğduğu ev:) Sürekli söylerdi "ben yaylada doğdum" diye. Gidip bir görelim dedik.. Veee bayramda biz de oradaydık. Bu sene ayağımızı öyle güzel sürtmüşüz ki farklı farklı yerler görme fırsatı bulduk. Önce Kutsal Topraklarla açtık sezonu. Bayramda da babamızın memleketi Erzurum’a gittik. İşte Gülsima ve babası..Selma halaların bahçesinde..
Dağ, taş, kır, bayır gezdik. Gülsima ilk defa toprakla bu kadar haşır neşir oldu. Böyle bir yerde ellerini her seferinde yıkamak istemesi, terliğinin içine giren toprakları her seferinde temizlemesi kırlarda büyüyen çocuklara göre pek alışıldık değildi. Yavru kuşum her bulduğu ot ve çalı için “Ben bunu İstanbul’a götüreceğim” diyerek etrafındakileri gülümsetti:)
Oraya gitmemizin ertesi günü ikimizin de parmağını arı soktu. Ben çok küçükken yaşamıştım bu acıyı ama minik kuşum ilk defa karşılaştı. Bir taraftan ağlıyor bir taraftan da “Ama arı bal yapar sokmaz kiii” diyordu. Arının farklı yönüyle de tanışmış oldu kuzucum. Gelmeden önce de hem bacağından hem de parmağından soktu. Pembe renge daha çok gelirmiş çiçek zannederek. Gülsima da o gün pembe hırka giymişti. Babannesi “seni çiçek sandı da geldi arı yavrum” dedi Gülsima’ya.
Dağ, taş, kır, bayır dolaştık..
Yayladaki tezek yapımı ayrıca dikkatini çekti Gülsima’nın. Artık “ineğin sütünden, etinden, derisinden yararlanıyoruz” cümlesinin yanına bir kelime daha eklemiş olduk:) Gülsima biraz şaşkındı tezek yapılırken. Üzerine onun ismini de yazdılar:)
Sebzelerle haşır neşir olduk.. İlk defa domates, biber, patlıcan ve mısırın yetiştiği yerleri gördü..Oradaki çocuklara da öğretti "Patlıcan oymadın mı?" şarkısını:)
Ve sevimli kediciği sevdik. İsmini de Gülsima Bıdırcık koydu. Sürekli peşinde "Bıdırcııık, Bıdırcııık diye dolaşması çok hoştu. Bu kedi de Selma halamızın kardeşi Hava halamızın kedisi.. Aşağıdaki fotoğraf da Gülsima'ya ait..Resim çekmek için yakalamak biraz zor oldu:)
Gülsima’ya “Nerelisin kızım?” diye sorduğumuzda artık daha uzun cevap veriyor. "Erzurum, İspir, Maden Köprübaşı" diyor:) Tabii büyüklerin de çok hoşuna gidiyor bu cevap:)
Velhasıl kelam güzel ve farklı bir tatildi..
Gülsima’ya “Nerelisin kızım?” diye sorduğumuzda artık daha uzun cevap veriyor. "Erzurum, İspir, Maden Köprübaşı" diyor:) Tabii büyüklerin de çok hoşuna gidiyor bu cevap:)
Velhasıl kelam güzel ve farklı bir tatildi..
21 Ağustos 2011 Pazar
Sadaka Kutumuz
Ramazan ayında verilen sadakanın diğer aylarda verilen sadakaya nazaran daha çok faziletinin olduğunu biliyoruz. Bu güzel ayda bulunmamız hasebiyle evimizde bulunan sadaka kutusunu açmak istedim. İçerisindeki paraları saymak için gruplara ayırdım. O sırada Gülsima da yanımdaydı ve kendisi yapmak istedi. Ben de sadakanın öneminden bahsettim kızıma. Özellikle şu zamanlarda Somali’de açlık çeken yavrucuklardan bahsettim ve bu paraları aç olan, yiyecek bulamayan fakir çocuklara göndereceğimizi söyledim. Sonra “anne benim kumbaramdakileri de koyalım” dedi. Dünya şeklindeki kumbarasını getirip onun içindeki paraları da ortaya boşalttık.
5 kr, 10 kr, 25 kr, 50 kr ve 1 TL olarak gruplara ayırmıştım. Onları bir güzel sıraladı yavrucum. Sonra onları aşağıdaki şekilde gruplandırıp bantladık. Hiç aklımda olmayan bu küçük etkinlik yavrumdaki merhamet hislerinin bir kat daha ortaya çıkmasına sebep oldu.Umarım Gülsimam’ın parası da aç bir çocuğun doymasına vesile olur.
NOT: Amacımız sadaka olduğu için paraları dizmesine izin verdim. Yoksa paralarla oynaması sağlık açısından uygun değildir.
28 Temmuz 2011 Perşembe
Hikayemiz Kitaba Dönüştü
Selma halamızın talebi üzerine bir hikaye yazmaya karar vermiştim. Hikayeyi ben yazacaktım, resimlemesini de halamız yapacaktı. Konuya karar vermeden önce Gülsima’ya “Kızım hikayemiz ne ile ilgili olsun?” diye sorduğumda tavukla ilgili olmasını, tavuğun isminin Pembegül olmasını, hikayedeki küçük kızın isminin de kendi ismi olan Gülsima olmasını istedi. Ve “Tavuk hikayesi olsun” diye noktayı koyunca hikayenin konusu kafamda oturmaya başladı. Yumurtadan çıkan civcivleri anlatacaktım. Hikayenin kahramanları Gülsima ve annesi:)
Hikayede 3 ve 4 yaş çocukların genel özellikleri olan sabırsızlık, heyecan, soru sorma, anneye bağlılık gibi özelliklerin yanında kendi işini anneden yardım almadan yapabilme, anneyi taklit etme, kinestetik hareketlerin gelişimi gibi özellikler de mevcut.
Ve sonunda hikayemiz tamamlanıp kitap halini aldı. Resimlerle birlikte hikaye kitabını görünce Gülsima çok mutlu oldu. Kaç defa okuttu bize aynı yerleri. Resimleri o kadar dikkatli inceledi ki.. “Anne benim saçım neden sarı olmuş?”, “Bu raftaki bardak nerede?”, “Ama bizim evimiz bahçeli değil ki, burada bahçe var..” gibi sorular sorup yorumlar yapmaya başladı.
İşte kitabımızdan resimler..
Hikayede 3 ve 4 yaş çocukların genel özellikleri olan sabırsızlık, heyecan, soru sorma, anneye bağlılık gibi özelliklerin yanında kendi işini anneden yardım almadan yapabilme, anneyi taklit etme, kinestetik hareketlerin gelişimi gibi özellikler de mevcut.
Ve sonunda hikayemiz tamamlanıp kitap halini aldı. Resimlerle birlikte hikaye kitabını görünce Gülsima çok mutlu oldu. Kaç defa okuttu bize aynı yerleri. Resimleri o kadar dikkatli inceledi ki.. “Anne benim saçım neden sarı olmuş?”, “Bu raftaki bardak nerede?”, “Ama bizim evimiz bahçeli değil ki, burada bahçe var..” gibi sorular sorup yorumlar yapmaya başladı.
İşte kitabımızdan resimler..
18 Temmuz 2011 Pazartesi
Kutsal Topraklar Mekke ve Medine
Kutsal Topraklar’a yaptığımız kutlu yolculuğumuzdan bahsetmeden geçmek olmaz diye düşünüyorum. Nitekim Gülsimamın hayatında yaşadığı en güzel deneyimlerden biriydi bu yolculuk..Orası anlatılmakla bitmez ama kısa da olsa birşeyler paylaşalım..
19 Haziran 2011 tarihinde Gülsima, anne, baba, anneanne, babanne, dedeler ve Emrah abiyle birlikte toplam 10 kişi olarak yola çıktık. İlk olarak Medine’ye Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bulunduğu o güzel mekana ayak basacaktık. İlk defa uçağa binmenin heyecanını yaşayan minik kuşum o kadar mutluydu ki havaalanında gözlerini açıp etrafındaki kalabalığı görünce ne yapacağını şaşırdı. Zaten babanne ve anneanne tarafını bir arada görünce keyfine diyecek olmuyor.
Yolculuk boyunca hiç susmadı mutluluktan.. Bir taraftan ilahi bir taraftan şarkılarla güzel bir müzik ziyafeti verdi yolculara. “O gece Sendin gelen Ya Hazreti Muhammed” ilahisiyle başlayıp salavatla tamamlıyordu. Medine’ye inerken “Anne nereye geldik?” diye sorduğunda “Medine kızım” diye cevap verince “Yaşasın Medine!” diye sevincini bir kere daha haykırdı.
Otobüsümüz Mescid-i Nebevi’ye doğru hareket ederken kucağımdaki minik meleğim sürekli “Nur içine daldır beni, can bedenden çıkmadıkça imanla uyandır beni” ilahisini söylüyordu. Ağzından çıkan kelimeler gayr-i ihtiyariydi sanki.. Kutsal toprakların nurani havası yavrumu da etkilemişti. Kafile başkanımız Beşiktaş Müftüsü Emrullah Üzüm Bey daha sonra Gülsima’yı yanına çağırarak bir koku hediye etti söylediklerinden dolayı:)
Yeşil Kubbe’yi ilk gördüğümüzde yaşanılan hisler bambaşkaydı. Mescid-i Nebevi’ye doğru yaklaşırken Gülsima kucağımdaydı.. Oranın manevi havasını bu yaşta solumasını zaten çok istiyordum ki nasip etti Rabbimiz. Hiçbir zorluk yaşatmadı yavrum bize. Mescidde hep yanımızdaydı. Cennet bahçesine bile onunla girip namaz kılmayı başarabildik.Önceden ona anlattığım hurma kütüğü hikayesinden asıl yerinde de bahsettim. Bu sefer "Hurma kütüğü nerede anne?" diye sordu masumca.
Önceden Efendimiz (s.a.v.) hurma kütüğüne dayanarak insanlara birşeyler anlatırmış. Tabii mescid kalabalık olmaya başlayınca "Seni göremiyoruz Ya Rasulallah" diyenler olmuş. Ve bir kaç basamaklı minber yapmışlar Efendimiz (s.a.v.)'e. Artık Efendimiz bu minbere çıkarak vermeye başlamış hutbelerini. Bir gün yine hutbe verirken herkesin duyacağı bir inleme sesi işitilmiş. Hurma kütüğünden geliyormuş bu ses. Efendimiz (s.a.v.) kütüğün yanına gelmiş. Ağlama sesiymiş. Ve Efendimiz (s.a.v.)'den uzak kaldığı için ağlıyormuş. Efendimiz (s.a.v.) bu sefer "Ey hurma kütüğü! mademki feryadın böyle bir ayrılık acısındandı dile benden ne dilersen!" İster misin Allah'a yalvarayımda; seni doğunun batının bütün insanlarına meyve yetiştiren yemyesil dipdiri bir ağaç yapsın? Yahut seni bir cennet fidanı cennete bir selvi fidanı yapsın ki sonsuzluğa kadar en güzel en taze vücutlar gibi genç ve dilber kalasın!" Bu iltifata mazhar olan hurma kütüğü Rasullullah (s.a.v.)'den yakıcı ve kavurucu aşkının bir tezahürü olarak şu talep te bulunmuş. "Yâ Rasullullah! İkisini de istemem Tek arzum sende fani olmak bunun içinde beni gömüp yok etmen beni bu fani vücudumdan kurtarmandır. Çünkü bir ağaç ne kadar taze ve güzel olursa olsun gıdasını güneşten ve sudan alır. Halbuki benim hayatım senin nuraniyetinin nuruyla beslendi. Sana destek olmanın senin hararetinle ısınmasının sende yanıp kavrulmanın lezzetini tattı. Ben artık bu hoş ve tatlı hazdan ayrılamam. Dâimâ bâki olanı isterim. Beni öylesine göm ve yok etki sende senin biricik nurun içinde dirilip ebedi olayım." Allah Rasulü (s.a.v.) o hurma kütüğünü toprağa gömdürmüş. Ta ki kıyamet gününde insan gibi dirilsin.!
Gülsimam’ın bize Allah’ın bir lütfu olduğunu ve onun sayesinde ecrimizin artabileceğini düşünüyordum. Bu sebeple ona karşı davranışlarımda daha dikkatli olmaya çalıştım. Nitekim ona karşı sabırsız davrandığımız zamanlarda bazı imtihanlar yaşadık. Zaten Medine’ye ilk gelenleri Allahû Teâlâ imtihana tabii tutarmış. İsyan etmeden sabırlı davrananların mükafatını Allahû Teâlâ sonunda verirmiş. İnşallah mükafatı verilenlerden olmuşuzdur.
Medine’de hurma bahçesinde çok eğlendi..
Ve Uhud.. O mubarek mekan.. Peygamber’i dinlemediklerinden dolayı imtihana tâbi tutulan sahabeler.. Allah için verilen 70 şehit.. Ve Şehitlerin Efendisi Hz. Hamza’yı hatırlıyoruz..
Kuba Mescidi.. Peygamber Efendimiz’in yaptırdığı ilk Mescid..Mescid-i Haram’dan sonraki ilk mescid de diyebiliriz. Peygamber Efendimiz burasıyla ilgili “Kim Kuba Mescidinde dört rekat namaz kılmak niyetiyle evinden çıkar ve namazı kılarsa, Allah onu evine umre sevabı ile döndürür.” buyurmuşlardır. Biz de o sebeple gittik bu güzel mekana. Gerçekten buranın da manevî havası bambaşkaydı.
Bebeği Ahmet Latif’i de götürdük oralara:) Mescid-i Nebevi’ye giremedi, dışarıda bizi bekledi Ahmet Latif:)
Medine’den Mekke’ye Yolculuk
Mekke’ye gideceğimiz gün Gülsima ağlayarak uyandı. Hiç yapmadığı bir durumdu. Bize sabretmemiz gerektiğini vurgularcasına her şeye bahane buluyordu. Normalde de bu şekilde davranmazdı aslında. Ben de diğer hazırlık işleriyle uğraşırken annemlere götürdüm Gülsima’yı. Medine’den ayrılığın hüznü okunuyordu herkesin sîmasında. Mekke’ye doğru 5 saat süren bir yolculuk yaptık. İhram namazını kılıp ihrama girdik. Ve Yatsı Namazı vakti Mekke’deydik. “Lebbbeyk...” nidalarıyla girdik Mescid-i Haram’a.
Ve Kâbe’yle ilk karşılaşma.. Buralara nasibi olanlar gelirmiş derler ve Allah davet edermiş o nasipli olanları. Ve ben de Kâbe’yi ilk gördüğüm anda Rabbimiz’in bize “Hoşgeldiniz, ben de sizi bekliyordum. Ne iyi ettiniz de geldiniz” dediğini hissettim. Gülsimam da tabii çok şaşırdı ilk gördüğünde. “Anne bak Kâbe” dedi. “Televizyonda hiç böyle görünmüyor” dedi sonraları. Binlerce peygamberin olduğu topraklara ayak basıyorduk.
İlk tavafı hep birlikte yaptık. Rükn-ü Yemanî köşesinde Efendimiz (s.a.v.) dua edermiş. Ve ayrıca burasıyla ilgili Hz. İsmail (a.s.)’ın ettiği bir dua varmış. Bunu da gitmeden yaklaşık bir hafta öncesinde öğrenmiştim arkadaşımızın bloğundan.
Hz. İsmail Kabe nin inşasından sonra tavaf yaparken ve tam da Yemen duvarı önünden geçerken dua eder; “Ya Rabbi senin rızan için senin kulların Kabe'yi tavaf ediyor. Keşke çok sıcak olmasa da daha kolay tavaf edebilselerdi” der ve Hz. İsmail’in duası kabul olur. Gerçekten oradan her geçişte o serinliği hissettik.
Duaların kabul olduğu mubarek yerler burası. Dualara bu kadar hızla cevap verildiğini başka yerde göremezsiniz. Bu durumun en basit olanını anlatmak istiyorum: Kabe’ye bebek arabasıyla girilmediğini bildiğimiz için araba almadık Gülsima’ya. Mescid-i Haram’ın arka tarafında Peygamberimiz’in doğduğu evin bulunduğu yer tarafında bir sürü tekerlekli sandalye vardı. Kartınızı verip alabiliyorsunuz. Biz de bir tane tekerlekli sandalye almıştık Gülsima’ya. Üzerimize zimmetli olduğu için de kaybetmememiz gerekiyordu. Bir gün annem Gülsima’nın yanındaydı. Tekerlekli sandalye de yanlarındaydı. Biz tavafa gittik babamızla. Geldiğimizde annemle Gülsima uyumuşlar. Tekerlekli sandalye de yok. Biri almıştı anlaşılan. Etrafta o kadar çok var ki bu tür sandalyelerden bulmak mümkün değil gibi görünüyordu. Babamız şöyle bir etrafı gezdi ve bulup geldi:)“Nasıl buldun?” dediğimizde “İçimden dua ettim, buldum” dedi. Sebepler dairesinde çok zordu o sandalyeyi bulmak ama orası farklı bir yer.
Gülsima’nın bir sürü ülkeden arkadaşı oldu. Sudan, Arabistan, İran, Pakistan. Birbirlerinin dillerini bilmeseler de çocukça anlaştılar. Bir gün teyzesi Gülsima’yla birlikteydi Mescid-i Haram'da. Ben tavaf yapıp yanlarına gittiğimde 2 tane Sudanlı çocukla şeker yiyorlardı. Üçü de çok mutlu görünüyordu:) Anneleri İngilizce biliyormuş. Çocuklardan kız olanın adı Seyda (3), erkek olanın adı da Ahmet (5)’di. Gülsima isimlerini öğrendiği için çok mutlu oldu.
Gülsima’ya hediye verenler, resim çekmek isteyenler de çok oldu. Çocuk yaşta bu topraklara gelmek herkese nasip olmaz tabiiki. Yavru kuşuma nasip oldu çok şükür. Rabbim tekrar tekrar gelebilmeyi nasip etsin ve buraları yavruma unutturmasın inşallah.
Bir gün Mescid-i Haram'dan otele kadar teyzesinin kucağında gitti yere basmadan. (Genellikle hep böyleydi zaten:) Otelin kapısına geldiklerinde teyzesi "Gülsima artık yere in de yürü" dediğinde "Sabırlı olmalısın teyzecim" demesin mi:)
Dönmemizden bir gün önce Gülsima'ya "Kızım yarın İstanbul'a gideceğiz." deyince gülümsedi. "Özledin mi kızım evi?" diye sorduğumda "Ben burayı da seviyorum, çünkü burası Allah'ın evi" diyerek beni bir kere daha şaşırttı.
3 Temmuz 2011 tarihinde gece yarısı İstanbul'a döndük gönlümüzü oralarda bırakarak...
2 Haziran 2011 Perşembe
Hizmet Gülü
Bugün mubarek Regaib Kandili... Mubarek üç aylar başlıyor artık. Dışarıda bizim görmediğimiz manevi bir iklim hakim. Bu yaz mevsiminde yağmurlarını yağdırarak rahmetini gösteriyor Yaradan. Kimbilir o yağmur tanecikleriyle kaç bin melek şereflendiriyor sevgili Dünya'mızı..
Şükürler olsun Rabbimize ki bizi bu günlere ulaştırdı. Nasip olursa bu ayın 19'unda O'nun evini ziyaret edeceğiz ailece. Hem de geniş aile olarak. Anne, baba, Gülsima, dede, anneanne, babanne, dayı, teyze, Emrah abi.. İnsan çok istediği birşeyi söylemeye çok çekinir ya sanki her an olmayacakmış zanneder. Ben de o sebeple çok korkuyordum söylemeye. Pasaportlarımızı hazırladık çok şükür. Minik kuşumun da artık kendine ait bir pasaportu var artık:)
Bugün akşam vakitlerinde ilginç bir konuşma geçti aramızda.. Tam akşam namazı vakti.. Meleklerin dünyayı şereflendirdiği bir vakit belki.. Bizim evimizde de bir melek var.. O an Gülsima'nın ağzından çıkan sözlerin ne mahiyetle çıktığına bir anlam veremedim ama onu konuşturanın bir hikmetle konuşturduğu apaçık belliydi:
Masa başında otururken birden "Hizmet Gülü" dedi Gülsima
"Kızım o nedir?" dedim. Daha önce ben de böyle birşey duymamıştım.
"Hizmet Gülü dedi bana doktor. Bize gelen doktor"
"Ne hizmeti kızım?"
"Allah'a hizmet"
"Allah'a hizmet ne demek kızım?"
"Allah'a şükretmek demektir. "
"Kim söyledi kızım bunu sana?
"Doktor söyledi."
Bu sözleri ben söylememiştim ona, yakın zamanda bu sözleri hiç duymamıştık. Babasını çağırdım çok hayret etti. Karşımda bir melek konuşuyordu gibi hissettim. Sımsıkı sarıldım melek kızıma. Rabbim hayat yolunu nurlandırsın minik yavrumun ve Gül'e layık bir ümmet ve O'na layık bir kul olma yolunda hizmet edebilmeyi nasip etsin..
Şükürler olsun Rabbimize ki bizi bu günlere ulaştırdı. Nasip olursa bu ayın 19'unda O'nun evini ziyaret edeceğiz ailece. Hem de geniş aile olarak. Anne, baba, Gülsima, dede, anneanne, babanne, dayı, teyze, Emrah abi.. İnsan çok istediği birşeyi söylemeye çok çekinir ya sanki her an olmayacakmış zanneder. Ben de o sebeple çok korkuyordum söylemeye. Pasaportlarımızı hazırladık çok şükür. Minik kuşumun da artık kendine ait bir pasaportu var artık:)
Bugün akşam vakitlerinde ilginç bir konuşma geçti aramızda.. Tam akşam namazı vakti.. Meleklerin dünyayı şereflendirdiği bir vakit belki.. Bizim evimizde de bir melek var.. O an Gülsima'nın ağzından çıkan sözlerin ne mahiyetle çıktığına bir anlam veremedim ama onu konuşturanın bir hikmetle konuşturduğu apaçık belliydi:
Masa başında otururken birden "Hizmet Gülü" dedi Gülsima
"Kızım o nedir?" dedim. Daha önce ben de böyle birşey duymamıştım.
"Hizmet Gülü dedi bana doktor. Bize gelen doktor"
"Ne hizmeti kızım?"
"Allah'a hizmet"
"Allah'a hizmet ne demek kızım?"
"Allah'a şükretmek demektir. "
"Kim söyledi kızım bunu sana?
"Doktor söyledi."
Bu sözleri ben söylememiştim ona, yakın zamanda bu sözleri hiç duymamıştık. Babasını çağırdım çok hayret etti. Karşımda bir melek konuşuyordu gibi hissettim. Sımsıkı sarıldım melek kızıma. Rabbim hayat yolunu nurlandırsın minik yavrumun ve Gül'e layık bir ümmet ve O'na layık bir kul olma yolunda hizmet edebilmeyi nasip etsin..
29 Aralık 2010 Çarşamba
Gülsima ile Röportaj (2,5 Yaş)
Bir annenin bloğunda görünce bu fikir ilgimi çekti ve ben de minik kuşumla röportaj yapmaya karar verdim. Sorduğum sorulara samimiyetle, sonlara doğru da biraz sıkılarak cevap verdi ama genel olarak güzel geçti.
Önce kendisiyle röportaj yapmak istediğimi ve bazı sorular soracağımı söyledim. "Tamam" deyince sorulara başladık. İşte sorularımız ve verdiği cevaplar:
1. Adın ne kızım? Gülsima
2. Kaç yaşındasın? İki buçuk
3. Annenin adı ne? Benimle dalga geçercesine Tuğba diyor. Kızım benim adımı bilmiyor musun deyince Fethiye diyor gülerek
4. Babanın adı ne? Latif
5. Annen nerede çalışıyor? Türkiye Finans’da
6. Annenin mesleği nedir? Türkiye Finans Mühendisi diyor gülerek
7. Baban nerede çalışıyor? İnşaatta
8. Babanın mesleği ne? İnşaat mühendisi (Bu cevaba şaşırdım doğrusu. Böyle birşey öğretmemiştik. Endüstri Mühendisi olduğunu biliyordu ama inşaat işleriyle uğraştığı için bu şekilde yakıştırdı sanırım yavrucum:)
9. Biz nerede oturuyoruz? Kaynarca’da
10. En sevdiğin oyuncağın hangisi? Sarı ördek (Her zaman oynadığı oyuncak değil ama cevabı bu şekilde oldu.. Sonra getirmek için odasına gitti)
11. En sevdiğin yemek? Kurabiye, ikinci soruşumda "fasülye" dedi. HAngi fasülye diye sorduğumda ise "kuru fasülye" dedi:)
12. En sevmediğin yemek? Tatlı
13. En sevdiğin kıyafetin? Pembe dedi. Hangi pembe? diye sorduğumda Asuman teyzenin aldığı çiçekli diye cevap verdi.
14. En sevdiğin dondurma neyli? Mavi dondurma deyince “onun içinde ne var?” sorusuna fındık diye cevap verdi.
15. Büyüyünce ne olmak istiyorsun annecim? Doktor, Astronot
16. Doktor olunca ne yapacaksın kızım? Astronotları muayene edeceğim (bayıldım bu cümleye:) İkimiz de kahkahalara boğulduk:)
17. En sevdiğin kitabın? Minik masalları göstererek “bunlar” sonra da “Dünya Çocukları” dedi
18. En sevdiğin renk hangisi? Kırmızı, turuncu
19. En çok hangi oyunu oynamayı seversin? Evcilik oynmayı severim
20. Evimizde en sevdiğin oda hangisi? Benim odam dedi net bir şekilde..
21 Aralık 2010 Salı
Oyun Hamurundan Kirpiler
Gülsimayla oyun hamuru çalışmamızın ilk başlarında hoşuna gitsin diye çiçek, sepet, çocuk, vs farklı şekiller yapmıştım. Bu şekilde davrandığımın yanlış olduğunu sonradan anladım.
Herşeyin en güzel şekilde yapılmasını isteyen mükemmelliyetçi kızım bundan sonraki oyunlarımızda "anne sen daha güzel yapıyorsun sen yap" deyince içim sızladı. En basit şekilleri onunla yapmaya başladık. Ve geçen gün önüne bir avuç kürdan getirdim. Ve bunları hamurun üzerine saplayarak kirpi yapabileceğini söyledim. Bütün kürdanları büyük bir hevesle eliyle düzelttiği hamurların üzerine sapladı. Ona sürpriz olarak aldığım oynayan gözleri takınca çok sevindi. Odasına koymamızı istedi.
İlk gün resmini çekemedim maalesef. Sonraki günlerde de kurumaya ve beyazlamaya başladığı için biraz eğri büğrü oldular. Ama yine de yayınlayayım yavrumun şaheserini:)
Herşeyin en güzel şekilde yapılmasını isteyen mükemmelliyetçi kızım bundan sonraki oyunlarımızda "anne sen daha güzel yapıyorsun sen yap" deyince içim sızladı. En basit şekilleri onunla yapmaya başladık. Ve geçen gün önüne bir avuç kürdan getirdim. Ve bunları hamurun üzerine saplayarak kirpi yapabileceğini söyledim. Bütün kürdanları büyük bir hevesle eliyle düzelttiği hamurların üzerine sapladı. Ona sürpriz olarak aldığım oynayan gözleri takınca çok sevindi. Odasına koymamızı istedi.
İlk gün resmini çekemedim maalesef. Sonraki günlerde de kurumaya ve beyazlamaya başladığı için biraz eğri büğrü oldular. Ama yine de yayınlayayım yavrumun şaheserini:)
Etiketler:
2-3 yaş,
Gülsima'nın diliyle,
marifetler,
montessori,
oyun
9 Aralık 2010 Perşembe
Astronot Doktor Olacağım
Meraklı Minik dergisinin Ay Günü isimli sayısı Gülsima’nın çok ilgisini çekti. Zaten daha 1,5 yaşındayken bile kitaplarında gördüğü astronot ve gezegen resimleri çok hoşuna gidiyordu. Meraklı Minik’de bunları tekrar görünce son zamanlarda evde konuşulan konulardan biri oldu uzay ve gezegenler.
Dergide gördüğü çocuk astronotların uzay mekiğiyle aya gitmeleri, orada gezinti yapmaları çok hoşuna gitmişti. Ve dergiyi incelerken birden “ben büyüğünce astronot olacağım anne” dedi:)
Geçen gün de babannesindeyken amcası bir arkadaşıyla eve gelmiş. Ve Gülsimayla sohbetleri sırasında "büyünce ne olacaksın?" sorusuna cevaben Gülsima “Astronot olacağım, aya gideceğim, ayı inceleceğim” cevabını verince epey şaşırmışlar. Babannesi bunu bana anlatınca ben de çok şaşırdım doğrusu.
Bayram ziyaretleri sırasında Mustafa dedesi Gülsima’ya soruyor “Uzayda ne var kızım?”
Gülsima: Göktaşı, gezegenler diyor ama biraz şımarıkça söylediği için anlaşılmıyor:)
Bu sırada anne de araya giriyor: Uzaya nasıl gidilir kızım?
Gülsima: Uzay mekiğiyle
Diğerleri: Uzayda ne var kızım?
Gülsima: Gezegenler
Dede bu arada: Hangi gezegenler?
Dayı araya girerek: "Bir de saymaya başlıyormuş" der demez Gülsima “Venüs, küçük gezegen plüton” demesin mi:)
Herkes şaşırıyor:)
O zamana kadar “çocuk doktoru olacağım, çocukları muayene edeceğim” derken o an için bu fikirden vazgeçtiğini düşünmüştüm. Bu aralar sorduğumuz “Büyüğünce ne olacaksın kızım?” sorusuna “Astronot doktor olacağım” cevabını vermeye başladı yavrucum:)
Anlaşılan doktorluktan da vazgeçemiyor. Burada anlattığım diş buğdayında tepsiye dizdiğimiz nesnelerden ilk olarak makası aldığında Naciye teyzem “Cerrah olacak” demişti. Zaman gösterecek herşeyi tabii.. ama yavrumu doktor olarak görmeyi her anne gibi çok isterdim doğrusu.
8 Ekim 2010 Cuma
Kayu'nun Gözyaşları Neden Akıyoor?
Gülsima balık burcu ve balık burcu deyince ilk akla gelen özellik duygusallıktır şüphesiz. Minik kuşum da bu özelliğini sonuna kadar taşıyor. O kadar ince düşünceli ve o kadar narin ki anlatamam.. Birinin bir yerine bir şey olduğunda sürekli sorar "ne oldu? acıdı mı?" diye. Acıdı denince de "acımadııııııııı" diyerek buna inanmak istemez.
Benim ayağımın burkulma olayını anlatmıştım burada. O zaman yanımdan ayrılmamış "annemin ayağı acımıyoo benim ayağım acıyooo" diye yaygarayı basmıştı yavrucum.
Geçen akşam da bu olayın benim açımdan en duygusal olanını yaşadık. Uykusu gelmiş haldeki mızmızlığı üzerinde bir türlü uyumak istemiyordu. Bu mızmızlığı esnasında kolumu fena halde ısırdı. Ben de ağlama numarası yaptım. Bu sefer o kadar üzüldü ki bir taraftan kolumu öpüyor diğer taraftan da "tamam annecim, geçti geçti" diyordu. Sonra da başladı ağlamaya. O kadar ağladı ki onun üzülmesine ben de fena halde üzüldüm:(
Ben hiç bir çocukta görmemiştim bu kadar incelik.
Bir keresinde bir olay karşısında gözleri dolan anneannesini görüp ağlamaya başlamıştı. Başka bir zaman da babannesinin sıyrılmış elini görüp yine ağlamıştı. Canım yavrum benim... Bu özelliği yüzünden ileride çok üzülmez inşallah.
Gerçi bazen çocukluğu da tutmuyor değil:) Geçen günlerde yine bir yerimi acıttı, sonra özür dileyeceği yerde "geçmiş olsun anne" demesin mi:)
Bu aralar çok düşkün oldu bana. Kapıda karşılıyor beni, sarılıyor, "anne sana doyamıyorum" diyor. Bazen de "senin sözünü dinlemek zorunda değilim" deyip şaşırtıyor beni:)
Geçen akşam Kayu'yu izliyorduk. Kayu anne ve babası işe gittiği için üzülüyor ve ağlıyordu. Babası da çalışan insanları ona tanıtarak çalışmanın önemini anlatıyordu. Tabii bizimki o kadar dikkatli ki.. Takıldığı tek yer vardı. Kayu'nun göz yaşları..
Ertesi gün ben işe gidecekken erkenden uyandı. Bu sefer anneannemiz bizdeydi, evimizde kalıyorduk yani. Sonra bana "Anne, ben senin işe gitmeni istemiyorum. Ama Kayu'nun gözyaşları neden akıyor?" dedi. İlk defa söylüyordu bunu. Her sabah işe giderken hissettiğim o sızıyı o sabah daha derinden hissettim. Ama yapacak birşey yoktu tabii..
Çalışmamın şu anda benim ve Gülsimam için hayırlı olduğunu düşünüyorum. Ayrılmanın ne zaman gerekli olacağını Rabbim bir gün gösterecek bana inşallah..
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Karsız Kartepe
Kışın babamız Kartepe'de ilk kayak deneyimini yaşamış ve çok beğenmişti. Bu sene de yazın çok sıcak günlerini yaşarken oranın serinliğinden faydalanmak istedik. Bir fırsat bulup teyzoşumuzu da alarak Kartepe'ye iki günlüğüne gidelim dedik. Kısa ama çok güzel ve serin bir tatildi. Gökyüzüne yakın, ormanın arasında sakin ve sisli bir tatil geçirdik. Gülsima da çok eğlendi.
Gündüz yeşilliklerin arasında dolaştı, gece de havuz keyfi yaptı:)
İşte burada etrafı incelerken
Burada da mızmızlanırken..
Sonradan "kızım bu resimde neden ağlıyordun?" diye sorduğumda "sen yanımda yoktun o yüzden" diyor muzipçe..
At ve sevimli yavrusu:
Teleferikte metrelerce yükseklikteyiz:
Ve en son gün en şımarık haliyle Gülsima komik bir anı bıraktı oraya dair. Olay şöyleydi:
Garson abimiz her yemek vaktinde bizimkiyle ilgileniyor ve ona özel servis yapıyordu. Bizimki de şımarıyor tabiiki. En son gün son görüşmelerinde yanına gelerek bir şey sordu Gülsima'ya. Bizimki cevap vermek yerine şımarık ve çok tatlı bir şekilde çok ama çok alakasız birşey söyledi: "Aaaannee benim astronotum yok değil miiii?"
Ben de bir alaka kuramadım. O sıralar kitabında astronot resimleri ilgisini çekiyordu ama o anda şımarıklık olsun diye söylemişti bunu. Ben de ne diyeceğimi şaşırdım:) Ve "Bu sıralar uzayla ilgileniyor da" dedim:) Teyzoşumuz Ayşenur gülmekten kırıldı o nasıl cevap diye:)
3 Ağustos 2010 Salı
I'm sleeping
Çocukların 6 yaşına kadar bir kaç dil öğrenme kapasiteleri varmış. Özellikle birkaç tane yabancı dil konuşulan bir evde büyüyen bir çocuğun o dilleri öğrenmesi kaçınılamaz. Bizde maalesef öyle bir durum söz konusu değil ancak Gülsima'ya bazı İngilizce cümleleri yavaş yavaş öğretmeye çalışıyoruz.
What's your name?, How old are you? gibi soruları cevaplayabiliyor. Ancak geçen gün annemlerde söylediği cümle hepimizi çok şaşırttı. Ben işte olduğum için maalesef şahit olamadım.
Hatice yengem gelmiş annemlere. O da kendi kendine birşeyler mırıldanıyormuş. "Ne yapıyorsun kızım?" demiş annem. O da "Arapça konuşuyorum" demiş gülerek. "Haydi bir de İngilizce konuş" dediklerinde elini yüzüne kapatmış ve "I'm sleeping" demiş:) Hepsi çok şaşırmış. Bana anlattıklarında ben de çok şaşırdım doğrusu. Bu da teyzesinden öğrendiği bir cümle, ona da ayrıca teşekkür ediyoruz.
Edanur'dan öğrendiği İngilizce cümle de çok hoşuna gitti: "I'm caggidi caggidi sakız" :)
27 Temmuz 2010 Salı
2010 Tatilimiz
Bu sene Temmuz ayında Armutlu'ya annemlerin devremülküne gittik. Çocuklar için gerçekten çok güzel bir yer. Her şey düşünülmüş. Deniz, havuz, oyun parkları, lunapark, vs. Gülsima'nın suyla oynamasını sevdiğini biliyorum ancak denize ya da havuza girmede tereddüt yaşar mı diye merak ediyordum. Geçen sene 1,5 yaşındayken babasıyla birlikte denize girmişti ama bu sene daha bilinçli olduğu için acaba korkar mı diye düşünüyordum. Öncelikle ona suyu sevdirmemiz gerekiyordu. Ve ona DİNO ismini koyduğumuz sevimli bir simit aldık:) Ve evdeki küvette suya alışma ve ayak çırpma çalışmaları yaptık.
Baktım ki minik kuşum suyu seviyor gerçekten. Denize ve havuza hazır hale geldi:)
Önce denize girdik. Geçen sene de girmişti çok hoşuna gitti. Kumlarla oynamak daha çok eğlendirdi ama:) (Ancak resim çekmeyi unuttuk maalesef)
Daha sonra havuza girelim dedik
ve...
hazırlandık..
Velhasıl kelam, güzel bir tatil geçirdik:)
Baktım ki minik kuşum suyu seviyor gerçekten. Denize ve havuza hazır hale geldi:)
Önce denize girdik. Geçen sene de girmişti çok hoşuna gitti. Kumlarla oynamak daha çok eğlendirdi ama:) (Ancak resim çekmeyi unuttuk maalesef)
Daha sonra havuza girelim dedik
ve...
hazırlandık..
Bone takmak çok hoşuna gitti. Hatta, "kızım takmasak mı acaba" dediğimde "Bonesiz havuza girilmez" demesin mi:) Şaşırdım kaldım valla:)
a
Çok eğlendi yavrucum. Hatta bir ara yanında yokken kendi başına kaydıraktan kayıp cumburlop suya düşmüş. Ama kafasının suya girmesinden çok keyif almış:)
Diğer günlerde de epey bir eğlendi yavrucum..
İşte güldüren aynalar:
Burada da gözlük ve şapkasıyla akşam sefası yapıyor:)
Vee apartmanın içinde asansörü çağır kızım dediğimizde "asansööör gel" derken:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















